Saklı Kalmış Sırlar
  İlk Bilim Adamları
 

Bilgin Eratosten-Yerlüzünü Ölçmek-Güneş, Siyena, Zenit, Stadyan-Sisamlı Aristark-Straton ve Demokrit-Göğü ölçen insan-llk harika çizeri: Ptolomevs-Bilim, gerçeği arar-Boyutlar ve haccim Ana bilim yolu-SirakÜsa savaşında-”Buldum” hikâyesi-Suya yeri görev.

Aristoteles (Aristo) öğrencilerini (lise)nin iki yanı ağaçlı yollarından, gerçek bilgiler yolundan uzaklara götürürdü.

Bir dönemlerin İskenderiyeli bilimadamlan bilim kurum ve uygulama alanında daha da uzaklara gitmişlerdi.

Bİlge kişilerin yolu kendilerini dağların tepelerine götürmüştü. Bu yoî, dünyamızı bir kuşak gibi sarmış, sonra da aya, güneşe ve yıldızlara uzatmıştı.

Geçmişte insanlar dağlan göklere değer sanırlardı. Olimpos Dağı’nın bulutlu tepelerinde tanrıların oturduğu, Prometeus’un Kafkas Dağları’nda bir kayaya çivilendiği söylenirdi. Bu kaya inanılmaz bir yükseklikteydi ve güneş battıktan sonra bile daha dört saat gökte parlardı.

Dağların yüksekliğini kim ölçebilecekti? Karlı tepelere erişebilecek bir dev bulunacak mıydı?

Böyle bir dev bulundu.

İskenderiyeli bilgin Eratösten, garip âletlerle açıları ölçüyor, üçgenleri çiziyor ve papirüs tomarlarını bir takım işaretlerle dolduruyordu.

Eratosten, hiçbir dağa tırmanmadan bunların yüksekliklerini yerden öğrenmişti.

Apistoteles’in öğrencilerinden Di-kearh’ın daha önce bulmuş olduğu bu yöntemi Erastosten de biliyordu. Di-kearh’ın hesaplarını sonuna kadar

ilerleterek dağların pek o kadar yüksek olmadığını öğrenmişti. Bunlar, ağaç kabuğu gibi pürtüklü olan yer-yuvarlağının üzerinde birer tümsekcikti.

Ya, yeryuvarlağı?

Bunu kim dolaşacak, kim kucaklayacaktı?

En gözüpek denizciler bile dünyayı dolaşmayı akıllarından geçiremezdi.

Erarstosten, yeryüzünün böyle büyük bir yolculuğa çıkmadan da Ölçülebileceğini bilirdi. Bunun için İskenderiye’den Siyena’ya gitmek yeterdi. Güneş, Siyena üzerinde Zenit’tey-ken İskenderiye üzerinde Zenit’îen dairenin ellide biri kadar uzaktır. Sİ-yena’yla İskenderiye arasındaki mesafe beş bin stadyon’dur. Dairenin ellide biri beşbin stadyon olduğuna göre; dernek bütün daire ikiyüzelli bin stadyon tutuyordu.

İnsan, gözle görmediği şeyleri bile ölçmenin yollarını bulmuştu. Yer-yuvarlağının büyüklüğünü öğrenmek için güneşe bakmıştı.

Bazıları da Hindistan’a kadar yalnız deniz olduğunu düşünürdü. Bazıları Okyanus’ta gökyüzünün daima masmavi ve İnsanların hâlâ Alt,ın Çağ’da yaşadığı mutlu adlar olduğuna inanırlardı.

Yol; dünyadan, deniz ve dağlardan dosdoğru gökyüzüne, aya ve güneşe dek gidiyordu.

Kim bu yoldan yürüyüp aya kadar kaç adım olduğunu ve güneşin ne kadar büyük olduğunu söyleyebilecekti insanlara?

Bilimadamları gözlemevlerinden ayrılmaksızın yine işe koyulmuşlardı. Bu dünya insanlarında göğü ölçmek için aygıtlar vardı. İşte gözlemevlerinde, aygıtlardan birinin önünde, hareketsiz bir gökbilimci duruyordu ve eli yavaşça bronz halkayı çeviriyor, gözleri dereceleri sayıyordu.

Bu, Sisamlı Aristark’tı.

Aristark gece gündüz gökyüzünde dolaşır; yıldızlardan sayılara geçer, sayılardan da yine yıldızlara dönerdi. Aya ve güneşe kadar yolu ölçmüş ve güneşin bizden, aydan kaç kat daha uzak olduğunu öğrenmişti. Aristark; güneşi dolaşmış, sonra onu da ölçmek için aya yönelmişti.

Aristark’ın hesapları henüz tam doğru değildi. Aya olan mesafeyi, hemen hemen doğru olarak saptamıştı fakat güneş kendisine olduğundan daha yakın göriinmüştü. Hesaplarına göre; ay çok daha büyük, güneş çok daha küçüktü. Ama o zamanki yarım yamalak ölçü aygıtlanyîa hesaplarda tam gerçeklik olabilir miydi?

GÖĞÜ ÖLÇEN İNSAN

” insan, ilk kez göğü ölçmeyi deniyordu.

Aristark enine boyuna ölçtüğü gökevini, artık bir konuk gibi değil, o evin sahibiymiş gibi gözden geçiriyordu. Hattâ planını bile çizmişti bu evin. Evrenin merkezinde dünyanın değil, güneşin bulunduğunu gittikçe daha açık bir biçimde anlıyordu. Pervanelerin lamba çevresinde döndükleri gibi, gezegenler de güneşin çevresinde dönüyorlardı. Dünya bu gezegenlerden ancak biriydi.

Aristark, kendi öğretisini insanların kolay kolay kabul edemeyecekle-

rini ve bunun için aradan yıllar geçeceğini biliyordu. Çünkü insanlar dünyanın evrenin ortasında bulunduğu fikrine alışmışlardı. Dünyanın güneş sistemindeki gezegenlerden biri olduğunu nasıl kabul edebilirdi şimdi?

Böylece dünya, bir sporcunun attığı gülle gibi evrenin merkezinden çıkmış ve yerine güneş geçmişti.

Fakat gökbilimciler, bu gerçeğin sözünü bile duymak istemiyorlardı. “Böyle olsaydı” diyorlardı; “bir gemide giderken ağaçlar ve dağlar uzaklaştıkları gibi, yıldızlar da dünyadan uzaklaşırlardı.”

Aristark buna karşı çıkıyordu: “Yıldızlar o kadar uzaklardalar ki, onların yer değiştirmelerini farkede-meyiz. Sözgelişi, yalnız birkaç adım gerilediğimiz zaman, uzaktaki dağlar bizden uzaklaşıyor gibi görünüyor mu?”

Aristrak’ın kanıtlan kimseyi kan-dıramıyordu. Geçmiş dünyanın bu Kopernİk’i, dünyaya çok erken gelmişti. Anaksagoras’ı, Sokrat (Sokra-tes)’ı Demokrİt’i ve Aristoteles’i suçladıkları gibi Aristark’ı da suçladılar.

Aradan yıllar, yüzyıllar geçti. Aristark’ın öğretîsiyse İnsanlara bugün bile çok yeni ve cesurca görünür.

Yine İskenderiye’de Milattan sonra ikinci yüzyılda Claudius Ptolome-us adlı bir bilgin, yer ve gök üstüne on üç ciltlik büyük bir eser yazmış ve buna Tuna ve Ren ırmaklarından Hindistan ve Çin’e kadar uzayan dünyanın bîr haritasını da eklemiştir.

Ayrıca yıldızların da bir listesini yapıp ayrı ayrı her birinin yerini göstermiştir.

Arİstrak öleli yüzyıllar geçtiği halde Ptolomeus, onunla tartışmayı sürdürüyordu.

Aristark’ın düşüncelerine karşı yeni yeni karşıtlıklar bulunuyordu.

“Furen’in merkezi dünya değil, güneştir.” diyen Polonyalı gökbilimci Nicolas Copernidus

Ptolomeus şöyle diyordu: “Dünya yerinde durmayıp hareket etseydi, bulutlar geride kalır ve gökyüzünün bir yanında toplanırdı. Yukarı atılan bir taş, altındaki dünya biraz kaymış olacağına göre, atıldığı yerden biraz öteye düşerdi.”

Ptolomeus, yeryüzünde her şeyin kendisiyle biılkite hareket ettiğini ve geri kalamadıkları gibi duramadıklarım da bilmiyordu.

Ptolomeus, Aristrak’a karşı birçok kanıtlar daha ileri sürerek şu sonuca varır: “Dünyanın yerinde durduğunu düşünmek daha basittir.”

Muzeum’un gözlemevinde gökbilimciler her gece gezegenlerin hareketini gözetler; bunların bir ileri, bir geri gittiklerini görürler. Aristrak’ın düşüncesiyle bunu anlamak kolaydır; Ptolomaus’un düşünmesiyle ise, açıklaması olanaksız!..






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:

 
  Hit: 18 ziyaretçi (50 klik) Berkay Kuzu  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=

Okuduğunuz "İlk Bilim Adamları" adlı yazı veya videoya link vermek için şu linki ya da linkin altındaki kodu kullanabilirsiniz:

Javascript: GizemliGercekler